Makale: Nereye Gidiyoruz?

Makale: Nereye Gidiyoruz?

Emeği Geçenler : Özgür Ilgın,
Siteye Eklenme : 17-08-2011
Yayımlandığı Sayı : 26
[eDergi 26. Sayı]
[26. Sayının Çevrimiçi Konuları]
[Tüm Çevrimiçi Konular]

Yalnızca 5 yıldır GNU/Linux ile uğraşmama rağmen şunu söylemek hiç de yanlış olmayacak: Kısa GNU/Linux hayatım boyunca geçtiğimiz 2 aya benzer yoğunlukta bir 2 ay daha geçirmedim. Abartmayayım ama Özgür Yazılım dünyasında ilk defa böyle bir hareketlilik görüyorum. Gündem öyle hızlı değişip gelişiyor ki internetten bir kaç gün uzak kaldığımda bir veya bir kaç önemli gelişmeyi kaçırdığım oluyor. GNU/Linux’tan önce gelişmeleri aylık PC-Windows dergilerinden takip eden biri için oldukça hızlı bir trafik! Bu akıntı Özgür Yazılımı nereye götürecek, tabi ki bunu şimdiden bilmek zor ama bir kaç öngörüde bulunmak müneccimlik olmaz herhalde. Buyrun göz atalım:

1. Standartlaşma Kapıda

GNU/Linux’un yaygınlaşamamasının en önemli sebeplerinden biri de farklı masaüstü yöneticileri yüzünden uygulamalar arasında bir birlik sağlanamaması. GNOME ve KDE‘nin temelinde bulunan GTK ve Qt gibi uygulamalara sıkı sıkıya bağlı olan uygulamalarla ortak yazılım havuzu oluşturmak oldukça zor. Tabii ki, buna ille de olumsuz bir anlam yüklemek niyetinde değilim çünkü özgürlük ve standart (ölçün) birbirinin alanını kısıtlayan şeyler ve ben her zaman kantarın topuzunu birazcık özgürlük tarafına kaçırmaktan yanayım.

İşte bunu çok iyi analiz eden Canonical iki önemli adım attı. Birincisi Ubuntu üzerinde öntanımlı olarak gelen GNOME kabuğunu bırakıp GNOME üzerinde çalışan bir başka kabuk olan Unity’ye geçmeye karar verdi. Unity, Ubuntu’nun Netbook sürümü için kullandığı masaüstü kabuğu ve bundan sonra hem Netbook hem de masaüstü sürümlerinde tek masaüstü kabuğu olarak kullanılacak. İkinci adım ise gerçekten şaşırtıcı ve daha köktenci oldu: Ubuntu emektar X Görüntü sunucusunu (X.org) bırakıp onun 2008 yılında geliştirilmeye başlanan Wayland Görüntü Yöneticisini kullanmaya karar verdi. Canonical bunu başarabilirse seksenli yılların ortasından beri tüm Unix benzeri sistemler için standart haline gelen X’in yerini, OpenGL tabanlı daha hızlı bir kullanıcı deneyimi sağlayacak olan Wayland alacak. Her iki adımın başarılı olabilmesi için aşılması gereken çok ciddi engeller var. Ama Canonical ve Mark Shuttleworth kafasındakileri gerçekleştirebilirse masaüstü ortamı önümüzdeki 5 yıl içinde belli bir standartlaşmaya doğru yol almaya başlayacak. Zira, Red Hat’in topluluk dağıtımı olan Fedora Wayland’e geçme niyetini daha şimdiden kamuoyuna duyurdu.

2. Stallman’ın Uyarıları: “ Kehanet değil, deneyim ”

Geçtiğimiz ayların iki önemli gelişmesinden biri Oracle’ın The Document Foundation (TDF) üyelerini OpenOffice.org(OOo) kurulundan ayrılmaya davet etmesi idi. Davet büyük tepki yarattı ve bir grup geliştiricinin OOo’dan ayrılıp LibreOffice (LO) saflarına geçmesine neden oldu. Pardus, Fedora, OpenSUSE ve Ubuntu ise gelecek sürümlerinde LO’yu ön tanımlı ofis uygulaması olarak sunmaya karar verdi; ArchLinux depolarında ise şu anda LibreOffice beta haliyle kurulabilir durumda. İlginç olan şu ki Oracle karşıtı cephe OSI’nin “Açık Kaynak ” kavramını savunanlar ile FSF’nin “ Özgür Yazılım ” taraftarlarını, yani “ düşman kardeşleri ”
bir araya getirmişti. Her ne kadar bazıları bu olayı “ Google, GNU/Linux camiasını düşmanı Oracle’ın üstüne saldırtıyor” gibi acul ve sığ analizlerle açıklamaya çalışsa da gerçek şuydu: Özgür ve Açık Kaynak Kodlu Yazılım camiası, kendine yönelen tehdit karşısında yekvücut oldu. Özgürlük tehlikeye düşünce verimlilik, esneklik ve kalite gibi kavramların hiçbir anlamının kalmadığı görüldü.

Bir diğer önemli gelişme ise daha yakın bir tarihte gerçekleşti. Novell firması 2.2 milyar Dolar’a Attachmate adlı firmaya satıldı. Usta yazar Steven j. Vaughan-Nichols’a göre Attachmate’in 2.2 milyar Dolar gibi ciddi bir parayı bulması imkansız ve bu işin perde arkasında Microsoft var. Daha da ilginci, Novell’ın elinde bulundurduğu patentlerin 450 milyon Dolar’a CPTN Holdings LLC adlı konsorsiyuma satılması. Konsorsiyumun üyelerinden biri; sıkı durun; Microsoft! Her ne kadar SCO açtığı bitmez tükenmez davalar ile aksini iddia etse de UNIX’in patenti halen Novell’ın elinde ve Novell’ın Unix’ten Linux’a aktardığı bazı kodlar Microsoft destekli bir konsorsiyumun malı olunca
Özgür Yazılım dünyasının köşeye sıkışma olasılığı gündeme geliyor. Tartışmalara rağmen ısrarla GNOME’a dahil edilmeye çalışılan Mono platformunun durumu ise muallakta. GNOME, Mono’nun lisansının Attachmate’e geçeceğini iddia etse de bu platformun sahip olduğu çift patent baş ağrıtma potansiyeline sahip bir başka ayrıntı. Yani sözün özü şu: Sakallı, aksi ve ihtiyar hackerın biri bizi uyarmak için tepinirken biz sözde “ özgür” yazılımlarımıza tartışmalı lisanslara sahip uygulamaları dahil ederek “ Kaliteli Yazılım ” peşinde koşuyorduk. Koca koca şirketlerin Özgür Yazılımı kara kaşı kara gözü için daha da iyiye götüreceğine inanıyorduk. Stallman bize demez mi ki “ Bütün yaz şarkı söyledin şimdi de oyna ” diye?. Bütün bunların ders olmasını ummaktan başka bir şey gelmiyor elimizden.

3. İyi Google ve İyi Canonical “Kötü kedi Apple olur mu?”

Google bir zamanlar, bilenin bildiği hızlı bir arama motoru idi. Öyle bir gelişmeb stratejisi izledi ki kendi adını internet ile özdeş hale getirmeyi başardı. Bunu da ücretsiz hizmetlerle, reklam yapmadan memnun kullanıcıların fısıltı gazetesi sayesinde yaptı. Pahalı dev sunucular kurmak yerine kullanılmış bilgisayarlardan oluşmuş kümeler kurarak altyapısını oluşturdu. GNU/Linux kullanmaktan çekinmedi. Özgür ve Açık Kaynak Kodlu Yazılım camiasına yakın olmaya çalıştı ve bildiğim kadarı ile *.flv dosya biçimi hakkında Richard Stallman ile girilen polemik dışında camiayı incitmemeye çalıştı. Üniversite kütüphanelerindeki kitapları, gazeteleri elektronik ortama aktarmak gibi daha birçok sosyal projelere de el attı. Şu anda ciddi bir ekonomik güç haline gelen Google faaliyetlerini taşınabilir elektronik cihazlar konusunda yoğunlaştırıyor. Cep telefonu ve taşınabilir internet cihazlarında ( kısacası akıllı aletler) kullanılan Android’in yanı sıra Netbooklar için Chrome ağ tarayıcısı tabanlı GNU/Linux işletim sistemi ChromeOS’u piyasaya sürmek üzereler. Şimdilerde, Özgür Yazılım dünyasına züccaciye dükkanına dalan fil gibi giriş yapan Oracle’ın açtığı Android davası ile uğraşıyorlar.

Canonical ise bir başka başarı hikayesi. Tabii ki bu daha sınırlı bir başarıyı ifade etse de Özgür Yazılım ve GNU/Linux dünyasında meydana getirdiği değişiklikler oldukça kayda değer; hatta akan ırmağın yatağını değiştirdi bile diyebiliriz. 2004 yılında Debian tabanlı GNU/Linux dağıtımı olan Ubuntu ile görücüye çıkan şirket, grafik kullanıcı arayüzü ve kullanım kolaylığı konusunda yaptığı yeniliklerle ismini GNU/Linux ile eşdeğer hale getirmeyi başardı. Öyle ki, GNU/Linux kullanım oranlarını sürekli takip eden birisi olarak Ubuntu’nun yeni sürümlerinin çıktığı aylarda kullanım oranlarının arttığına şahit oldum. Mark Shuttleworth, bir bilgisayar kurdundan ziyade vizyonu olan, ne yapacağını bilen, hırslı ve kitleleri peşinden sürükleyecek karizmaya sahip başarılı bir lider portresi çiziyor. Daha 2008 ylında “Biz 2001 model Windows XP’yi taklit etmeyeceğiz. Bizim masaüstündeki rakibimiz Apple’dır” diyerek hedefini ortaya koydu. Görsel anlamdaki yeniliklerin yanı sıra Ubuntu One ile çevrimiçi depolama ve hatta alışveriş özellikleri Ubuntu’ya eklendi. Bugünlerde ise 1. maddede bahsettiğimiz gelişmelerle Ubuntu’nun GNU/Linux dünyasında standartlaşmaya doğru gittiği ve bu girişimin de GNU/Linux camiasında önemli bir destek bulacağı görülüyor. GNOME kabuğunu ve X’i bırakmayı planlayan Ubuntu önümüzdeki günlerde ne gibi yeniliklere imza atacak, merak içindeyim doğrusu. Mesela Debian tabanı mı terk edilecek, yoksa APT paket yöneticisi mi bırakılacak bilmiyorum. Ayrıca Canonical’ın dokunmatik ekranlı ARM işlemcili internet tabletleri üzerinde çalıştığı ve yakında bu pazara gireceği de sır değil. Yani Ubuntu sürekli değişiklik peşinde. Değişime uymak değil değişimi kendi yaratmak istiyor ve şurası açık ki onlar değiştikçe pazar da onlarla birlikte değişiyor.

Hikayeler böyle. Peki, bu iki başarılı örnek bir gün gelir de Özgür Yazılım dünyasına zarar verebilir mi? Şimdiye kadar birlikte yürüdükleri kişilere sırtını dönüp birer Apple, Microsoft veya Oracle olur mu? Bilemiyoruz. İkisinin de felsefesi “Özgür Yazılım Dünyası ile iyi geçin, ücretsiz hizmet ver” Örneğin Google günün birinde Özgür Yazılım dünyasını hedef almaya başlarsa bedava hizmetlerden faydalanan ve Özgür Yazılım ile alakası olmayan milyarlarca insanın umurunda olur mu, orası şüpheli. Aynı şey Ubuntu için de geçerli. Netice itibarı ile bedava hizmet ile özgürlük farklı şeyler. Bu iki şirket günün birinde Özgür Yazılım camiasını hedef almaya başlayabilir, böyle bir ihtimal her zaman söz konusu olabilir ama o zaman Google da Canonical da şimdi bulundukları konum ve güçten çok şey kaybeder, hızla tırmandıkları basamakları gerisin geriye inmeye başlar.

4. Gündemden Düşen Microsoft

Bir açık kaynaklı Özgür Yazılım destekçisi olarak hiç bir zaman çiğ Microsoft düşmanlığı yapmaya çalışmadım. Steve Ballmer gibi palyaçolar da “Linux kanserdir” gibi şaklabanlıklara girişmediği sürece tepki vermekten yana olmadım. Akrep ve kurbağa hikayesindeki mantığa hep inanırım. Akrep akreptir: seni sokmasını istemiyorsan sırtına bindirip dereden karşıya geçirmeyeceksin. Onların işi sahipli yazılım üretmek. Bizim işimiz Özgür Yazılım üretmek ve/veya kullanmak, bilginin özgürlüğünden yana olmak. Bu yüzden amacı ve yöntemleri belli olan bir şirkete karşı milyonlarca defa söylenmiş sözleri söyleme aculluğuna düşmekten hep kaçındım. Bahsetmek istediğim şey başka. Microsoft’un durumunu kapitalist piyasanın bakış açısını kullanarak analiz etmeye çalışacağım. Şu günlerde bilişim dünyasında Microsoft’un adının ne kadar az anıldığına ve anıldığında hep başarısızlıklarla beraber anıldığına dikkat ettiniz mi? Anti-tröst davasını kaybettikten sonra Sun ve Novell gibi şirketlerle arayı iyi tutmaya bakan, kullanıcılara yönelik tavrında hiç bir değişiklik yapmayı düşünmeyen Microsoft, “ uygun ” fiyat politikaları ile Windows’u dünyanın en yaygın korsan yazılımı haline getirmeyi başardı. Bazı araştırmalara göre dünya üzerinde kullanılan Windows’ların yaklaşık %70’i lisanssız. XP’den sonra çıkan ve masaüstünde devrim yapacağı söylenen Vista kısa sürede kullanıcılara “ illallah ” derdirtti ve Microsoft, Vista’nın hatalarını düzeltmek için Windows 7’yi çıkarmak zorunda kaldı. Pazar payı araştırmalarına göre kullanıcıların %60’ı hala XP kullanmaya devam ederken Windows 7’nin kullanım oranı Vista’yı daha yeni geçmiş durumda. Ağ tarayıcısı Internet Explorer, Chrome ve Firefox karşısında kan kaybetmeye devam ederken kullanım oranı bazı kaynaklara göre %60’ın bazılarına göre de %50’nin altına düştü. Arama motoru Bing, Google’ın küsüratı etmeyecek kullanım oranına sahip. Bu haliyle Microsoft, içini kurtların oyup bitirdiği dev ama kof bir ağaca benziyor ve üstünlüğünü yalnızca insanların tembelliği ve alışkanlığı sayesinde sürdürmeye çalışıyor. Artık bilişim dünyasına heyecan verici yeni teknolojiler sunamıyor. “ GNU/Linux pek yakın bir zamanda masaüstünde lider olacak ” falan gibi desteksiz bir iddia ortaya atmayacağım ama şunu iddia ediyorum ki birisi cesaret edip Microsoft ağacına balta salladığında bu ağacın içinin boş olduğunu anlayacak ve Microsoft o andan itibaren üstünlüğünü hızla kaybedecek. Jönler ile yardımcı oyuncular yer değiştirecek.

5. Bundan sonra ne olacak?

Burada başlayan yolculuk nereye varır, bundan sonra neler olur kimse bilemez. Ama roller değişip yeni oyuncular yerlerini alana kadar gelişmelerin oldukça hızlı bir biçimde süreceğini söylemek yanlış olmaz. Özgür Yazılım ve GNU/Linux’un başrolü alması küçük bir ihtimal ama değişimlerin GNU/Linux’un elini güçlendireceği de kesin. Adımlarımızı sağlam atma, tuzaklara karşı uyanık olma ve fırsatları çok iyi analiz edip onlardan faydalanma zamanıdır.



Bu yazının lisansı Pardus-Linux.Org eDergi 26. Sayı'daki lisansı ile aynıdır. Lisanslar hakkında bilgiyi lisanslar sayfamızda bulabilirsiniz.

Etiketler :

Yorumlar