Yeniden

Yeniden

Emeği Geçenler : Özgür Ilgın,
Siteye Eklenme : 17-07-2011
Yayımlandığı Sayı : 32
[eDergi 32. Sayı]
[32. Sayının Çevrimiçi Konuları]
[Tüm Çevrimiçi Konular]

Yeniden


2011 yılının ilk aylarında, işlerimin hiç tahmin etmediğim biçimde yoğun olmasından dolayı derginin son 3-4 sayısında düzenli olarak yazamadım, gerekli desteği veremedim. Dergi şöyle dursun bu süre zarfında ne donanımla, ne GNU/Linux ile ne de kişisel ağ günlüğümle(blog) ilgilenebildim. Dergiyi 31 sayfa da olsa inatla çıkarmaya çalışan arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Aynı zamanda da onlardan ve okuyuculardan özür diliyorum. Umarım yılın ikinci yarısında az da olsa zaman ayırabileceğim.

22 AĞUSTOS, KIYAMET VEYA “YAHU ŞU İNTERNETİ NE YAPSAK BİLEMEDİK”

Diziler, içki, heykel falan derken burnumuzu sokmadığımız ne kaldı diye düşünen işgüzarların yeni çalışma alanı internet. Aslında geç bile kaldılar. İnsanların mevki, gelir düzeyi, din, dil, ırk farkı olmaksızın seslerini duyurup diledikleri bilgilere ulaşabildikleri tek platform olan internete dokunmasalar hatırımız kalırdı.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’na (BTİK) bağlı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB) 22.02.2011 tarihli kararı gündemin tam ortasına yerleşti. Kararın 22.08.2011 tarihinde yürürlülüğe girmesi planlanıyor. Taslağın gündeme gelmesi nispeten geç bir tarihte oldu. Barındırma hizmeti veren şirketlere yasaklanması düşünülen alan adları ile ilgili bildirim yapılmasa konunun gündeme gelmesi daha da gecikebilirdi belki de. Kurum, barındırma hizmeti veren şirketleri hangi ölçüte göre sakıncalı sayıldığı belli olmayan bazı kelimeleri içeren alan ve site adlarını barındırmamaları konusunda uyarıyordu. Kelime tabanlı arama taramalarla belirlenen “sakıncalı” alan adlarının sahipleri uyarıldı. Tabi ki bu tür özensiz yöntemlerle yapılan taramalar fıkra malzemesi olabilecek yanlışlıklara sebep oldu. İki veya daha fazla kelimenin bir araya gelmesi ile oluşan alan adları, hiç farkında olmadan bu kelimeleri içerebiliyordu. Ayrıca çok bilinen bir örnek olarak belirtmek gerekirse isminiz Haydar ise ömrübillah kendi adınızla alan adı alamayabilirdiniz.

Daha sonra bu alan adı kısıtlamalarının meselenin görünen yüzü olduğu ve çok sevdiğim bir deyimle «turpun büyüğünün heybede» olduğu ortaya çıktı. Kısıtlamalar TİB'in karar taslağının öncü sarsıntısı olduğu anlaşıldı.

TİB'in 6 sayfalık karar taslağını her internet kullanıcısının okuması lazım . Taslağı internette bulmanız mümkün. Karar taslağının hukuksal  ve siyasi değerlendirmesi dergimizde bu konuda uzmanlığı olan kişilerce yapılacak. Ben bu taslağı okudum ve sıradan bir internet kullanıcısı olarak bana düşündürdüklerini kabaca sıralamak istiyorum.

1)22 ağustostan itibaren internet hizmeti 4 profil halinde kullanıcılara sunulmak zorunda olacak. Standart profil, Aile Profili, Çocuk Profili ve Yurt içi internet profili.
2)Bu profillerden Aile, Çocuk ve Yurt içi internet profili “Güvenli internet hizmeti” kapsamına girerken standart profil bu hizmetin dışında kalıyor. Servis sağlayıcılar kullanıcılarını güvenli internet hizmeti ve profiller hakkında bilgilendirmek zorunda. Hizmet sözleşmelerinde bu hususlar açıkça belirtilmek zorunda.
3)BTİK, veri tabanı oluşturarak “kara liste” ve “beyaz liste” oluşturacak. Kara listede sakıncalı siteler bulunurken beyaz listede çocuklara uygun siteler bulunacak. Servis sağlayıcılar liste içeriklerini güvenli hatlar yoluyla BTİK veri tabanından güncellemek zorunda. Ayrıca servis sağlayıcılar beyaz listede değişiklik yapamayacak ama kara listeyi internet konusunda derecelendirme yapan kurum ve kuruluşların veri tabanlarından alacağı bilgilerle genişletebilecek.
4)Standart profili seçen kullanıcılar herhangi bir listeyle sınırlanmadan mahkeme kararı ile kapatılmamış tüm sitelere erişebilecek. Aile profilini seçen kullanıcılar kara listede bulunan sitelere erişemeyecek. Çocuk profilini seçen kullanıcılar sadece beyaz listedeki sitelere erişebilirken yurt içi internet profilini seçen kullanıcılar sadece yurt içinde barındırılan sitelere ulaşabilecek. Ayrıca bir profilde bulunan kullanıcı profilin yasaklamadığı bazı sitelere erişimi kısıtlama talebinde bulunabilecek. Örneğin aile profilinde bulunan bir kullanıcı oyun sitelerine erişimin kısıtlanmasını talep edebilecek. Kullanıcılar, kullanıcı adı ve şifre ile profiller arasında geçiş yapabilecek.
5)Kullanıcılar profillerinin kısıtladığı sitelere erişmek istediğinde bir internet sayfası ile uyarılacak. Kullanıcılar filtreyi aşıp kısıtlı sitelere erişme yöntemlerini kullanamayacak. Servis sağlayıcılar filtre aşma yöntemlerini engelleme konusunda önlem almak zorunda kalacak.

Konunun ana hatları bu şekilde. İlk bakışta basit ve zararsız görünen taslağın şeytanı ayrıntılarda gizli. Kafama takılan konuları şu şekilde özetleyebilirim:

1)TİB, internet kullanıcılarının hangi sitenin iyi hangisinin kötü olduğunu bilemeyecek kadar salak olduğunu düşünüyor olmalı ki “Siz şöyle kenara çekilin de ben bizi bu internet illetinden koruyayım hele” deme ihtiyacı hissetmiş. Peki BTİK tarafından belirlenen kara ve beyaz listelerin hazırlanması hangi ölçüte göre olacak? Örneğin iktidarın pek hazzetmediği bir siyasal fraksiyonun sitesi de sırf siyasi nedenlerle kara listeye alınabilecek mi?
2)Zaten 60.000 e yakın site şu ve bu nedenle mahkeme kararı ile kapatılmışken geriye kalan sitelerden bir kısmını da kara liste marifeti ile yasaklamak filtre midir, sansür müdür?
3)Standart profili seçen kullanıcılar kara listedeki sitelere hiç bir kısıtlama olmadan ulaşabilecek. Peki BTİK başka bir işgüzarlık yapıp kara listedeki sitelere girip çıkan kullanıcıların bilgilerini de depolayacak mı?
4)Güvenli internet hizmeti almayı istemeyenlerin seçeceği profil olan standart profil de eninde sonunda bir profil olduğuna göre ileride bu profilin erişiminde kısıtlamalara gidilecek mi?
5)Zaten piyasadaki hizmet sağlayıcılarının kullanıcılara sunduğu isteğe bağlı olarak kullanılabilen filtreleme yöntemleri varken bunu kurumsallaştırmak niye?
6)BTİK’in kara listesi yetmezmiş gibi servis sağlayıcılara da kara listeyi genişletme serbestliğinin verilmesi bu anlamsız sansürü katmerlendirmeyecek mi?
7)Yurt içi internet profili ise tam bir komedi. Amaç ne anlamak mümkün değil. TİB’in bundan sonraki icraatı “73 milyon çılgın Türk internet kullanıcısı aynı anda zıplayıp dünyayı sallasın” mı
olacak acaba?
8)Hem “sakıncalı” sitelerin 5651 sayılı yasaya göre erişime kapatılması işlemi son sürat devam ederken hem kara liste uygulaması nasıl devam edecek?Site kapatmalar bu hızla devam ederse “kara liste” uygulaması bir süre sonra gereksiz hale gelip standart profil ile aile profili arasında fark kalmayacak. Yoksa “filtre” kisvesi altında  planlanan asıl amaç bu mu?

Tek kelimeyle işgüzarlık olarak nitelendirilebilecek karar taslağı ile ilgili tartışmalar sürüyor. Gelen haklı tepkiler  taslağın içeriğini bir miktar törpüleyecek gibi görünüyor ama internet üzerinde yapılmaya çalışılan bu tür ayak oyunları endişe verici. Son olarak da AKP+CHP+MHP kutsal ittifakının 2007 yılında kafa kafaya vererek kabul ettiği 5651 sayılı yasaya göre yapılan site kapatmaları son hız devam ediyor. En son kapatılan iki site RAPIDSHARE ve FILESERVE. Her konuda birbirine ters gitmeyi marifet sayan bu üç partinin konu interneti sansürlemeye gelince sergilediği milli birlik ve bütünlük tablosundan gözlerimizin yaşardığını belirtir, halen yasaklı bulunan 60000’e yakın site için kendilerine teşekkürü bir borç biliriz.

UNITY ve GNOME 2.32

Mark Shuttleworth Ubuntu’nun 11.04 sürümünde ön tanımlı masaüstü ortamı olarak Gnome kabuğu üzerinde çalışan Unity’yi kullanacaklarını açıkladığında herkes gibi ben de heyecanlanmıştım. 11.04 sürümünün alpha ve beta sürümleri yayınlanmaya başlayınca heyecanım söndü. Gene de Unity’ye karşı tavır almak gibi bir amacım yoktu. 11.04’ün tam sürümünün yayınlanması ile Ubuntu kullanıcıları da ikiye bölündü. Bir kısmı yeni masaüstü ortamını beğenirken diğerleri yerden yere vurdu. Bir şey çok uçta eleştiriler alıyorsa, yani hem beğeneni hem de nefret edeni çoksa iyi bir şeydir derler ama bu sefer durum biraz farklı. Zira bu bölünme Ubuntu kullanıcıları için hayra alamet değil.

Hiç mızıkçılık etmeden peşinen söyleyeyim: Unity’nin görünüşü oldukça şık ve canlı ama çok açık iki hata yapıyor. Bir:Halen önemli sayıda masaüstü bilgisayar kullanıcısının alışkanlıklarını görmezden geliyor. İkinci hatası da netbook ve diğer taşınabilir cihazları hedeflemesine rağmen bu cihazlarda hızlı kullanılabilecek bir masaüstü ortamı sağlayamıyor. Bu yüzden de kısa vadede başarısızlığa uğramaya mahkum gözüküyor.

Peki Unity’i beğenmeyen kullanıcılar ne yapıyor? Ya Ubuntu’nun 11.04 öncesi sürümlerini kullanmaya devam ediyor ya da GNOME 2.3x serisi masaüstü ortamı kullanan Ubuntu türevi dağıtımlara yöneliyor. Linux Mint 11’in bu konuda şansının büyük olduğunu ve kalbi kırık Ubuntu kullanıcılarını bağrına basacağını düşünüyorum.

TÜRKİYE’DE MASAÜSTÜ GNU/LINUX KULLANIM ORANLARI
    www.pingdom.com adlı internet sitesinin internet kullanıcıları hakkında istatistiksel bilgiler toplayan Statcounter’ın verilerine dayanarak yaptığı masaüstü bilgisayar kullanıcılarının kullanım oranları sıralamasına ilk üç sırayı Küba, Venezüella ve Uruguay sırasıyla %6.33, %3.70 ve %3.20 oranlarıyla paylaşmış. Etiyopya %2.48 kullanım oranı ile 8. sırayı alırken Almanya ve Hindistan % 1.26 kullanım oranıyla 19. ve 20. sırayı almış. Dileyen listeye
http://royal.pingdom.com/2011/05/12/the-top-20-strongholds-for-desktop-linux/
adresinden bakabilir.Türkiye ise listenin hangi derinliğinde yer alıyor onu bilemiyoruz.
    Dünyanın en güçlü 20 ekonomisinden biri olan dünyanın en güçlü 10 ordusundan birine sahip olan Türkiye, GNU/Linux kullanımı konusunda nal topluyor. Özgür ve açık kaynak kodlu yazılımların arkasındaki felsefeyi anlamadığımız kesin ama işin maddi yönünü de düşündüğümüz yok. Herhalde paramız çok bol olduğundan dolayı GNU/Linux’u kamu kuruluşlarında ve eğitimde kullanmaya tenezzül etmiyoruz. Para elimizin kiri öyle değil mi sevgili GNU/Linux severler?

ORACLE...GENE ORACLE
    Geçtiğimiz ay OpenOffice’i ticari bir ürün olarak geliştirmeyi sürdürmek istemediğini belirten Oracle bu projeyi bir başka kuruluşa devredebileceğinin sinyallerini vermişti. Önce The Document Foundation’a(TDF) kabadayılık yaparak  LibreOffice(LO) projesinin doğmasına ve OpenOffice’den kopmasına sebep olan Oracle şimdi de OpenOffice’i kapı dışarı edecekti yani. OpenOffice’i devralabilecek muhtemel adaylar IBM, TDF ve Apache Software Foundation idi.
    Zaten OpenOffice tabanlı Lotus Symphony adlı Ofis yazılımını geliştirmekte olan olan IBM, SUN Microsystems’e karşı bir takım yükümlülükler altında bulunduğundan bu konuya pek sıcak bakmıyordu. OpenOffice çatallamaları arasında en sağlam olanı ve en sıkı geliştirileni LibreOffice’e sahip olan TDF ise OpenOffice’i devralmaya en istekli ve de buna en fazla hakkı olan adaydı bizce. Java yüzünden Oracle ile sorunlar yaşayan Apache Software Foundation da iyi bir adaydı.
    01.06.2011 tarihinde yapılan duyuru ile OpenOffice’in Apache Foundation’a devredileceği açıklandı. Gönüller OpenOffice’in TDF’e devrini arzu etse de Apache Software Foundation da açık kaynak kodlu yazılım ile uğraşan bir şirket olarak OpenOffice için güvenli bir yuva olabilir. Yazılımlarını kendi lisansı altında yayımlayan Apache Software Foundation, Apache Lisansından farklı bir lisansa sahip olan (LGPL) OpenOffice ile sorun yaşar mı, orası meçhul.(Uzun vadede Apache Lisansı ile LGPLv3 ve MPL lisansları arasında uyum olsa da kısa vadede bazı pürüzler var. Italo Vignoli’nin  söylediğine göre OpenOffice Apache lisansından dolayı LibreOffice’in son 8 ayda  yaptığı geliştirmelerden faydalanamayacak hatta Open Office’in Apache Lisansı ile uyumsuz bazı bileşenlerini çıkarmak veya yeniden yazmak zorunda kalacak)
    Öte yandan GNU/Linux aleminin tecrübeli yazarlarına göre OpenOffice’in gidişatı TDF veya başka bir kuruluş çatısı altında birleşme yönünde olacak gibi görünüyor.



Bu yazının lisansı Pardus-Linux.Org eDergi 32. Sayı'daki lisansı ile aynıdır. Lisanslar hakkında bilgiyi lisanslar sayfamızda bulabilirsiniz.

Etiketler :

Yorumlar