Annemin Annesi

Anneannem

Anneannem

 

 

Anekdot şöyle başlar;

Bir gün arkadaşıma oturmuş, soy ağacı anlatırken – ki anne tarafımda soy ağacı ağ şeklinde büyür- şöyle demiştim; bak bu annem, bu annemin annesi, bu da annemin annesinin kocası. Sessizlik. Dur bir, dedem bu yahu. Dedem annem çok küçükken göçtüğünden bu diyarlardan, onu yabancılamayı yadırgamadım, ama anneannem, o başkaydı.

-

Dedim ya, erken göçtüğünden dedem; bir Anadolu annesi, kalkar çocukları için, kalkar baba-ana diyarından, şehre göçer. Bir can göçüp yokken artık dünyada, bir başka can göçüp başkaca canlar için, yeni bir yaşama adım atar.

Muhakkak zordur, hem ana hem baba olmak ama heba etmemek adına, helak olmamak adına daha zorunu denemek daha da zordur. Meşakkat, Anadolu insanı için aşılması gereken dağın sadece büyüklüğünü belirmek için sıfattır. Sonraları, hikâyeleri anlatmak için sıfatlar muhakkaktır.

-

Anneannem,

Biraz yaşlılıktan sebep ufak tefek, zayıfça bir kadın. Klişedir, hayatının haritası yüzüne yansımış; derin vadilerinde bir çok hikâye, vadilere dolan sularında bir çok hikâyenin mutlu mutsuz sonları vardır. Yüklendiği yükler hala becerememiş sırtını eğmeyi, ama almış biraz da bacaklarından dirayeti, ruhunun mecaliyle hala gezer durur.

Ruhu demişken, demlenmiş bir ruh. Öyle yoğun, özü çekmiş almış, o özün maddesi olmuş. Ve yaşlılık gelmiş üstüne, çöküp eskitmemiş ve ya eskitmiş ama eskilik değeriyle büyütmüş.  Demin üstüne su gelince yavaş yavaş, dağılır ya, karışır ya, hani rengini tadını bulur ya, su bozmaz çoğaltır, seyreltir,  artık cam fanusun arkasında dokunulur hale gelir, işte o yaşla ruhu anlamlanır ve anlaşılır.

Tabi ki, anneannem yaşlıdır. Yaşlılığın da kendi başka meşakkatleri vardır. Bazıları da artık sıfatın hakkını vermek yerine alır. Unutur. Bazılarını unutmak da ister zaten. Korkar yerli yersiz. Ne fark eder ki. Aksileşir de bazen ne fark eder ki. Ama mutlu olur, yüzünden gözlerinin içine kadar yansır gülüşü, o buğulu buzlu hatta paslı gözlerinden, hiç beklenmedik bir parıltı çıkar ve çakar ve “yaşamak” der, “yaşadım” der, “yaşıyorum” der.

Bir elinden tutunca, bin hayır duası alınca, ben de “yaşamak” derim, “neden” derim.

Allah rahatlık ve selamet versin.

5651'de Değişiklik Kapıda



Toz duman arasında mecliste bir çorba kanun teklifi var ve 5651 sayılı kanun için değişiklikler içeriyor. Tam metnine http://www2.tbmm.gov.tr/d24/2/2-1928.pdf adresinden ulaşabilirsiniz, ben hızlıca göz attığımda şunları gördüm;


  • Erişim Sağlayıcıları Birliği kuruluyor ve üye olmayan erişim sağlama hizmeti veremeyecek. Tabii ki birliğin masraflarını üyeler karşılayacak.
  • Önceki erişime engelleme tabiri "alan adının", "IP adresinin" ve "içerik adresinin" engellenmesi olarak detaylandırılmış. 
  • Yer sağlayıcı trafik bilgilerini 2 yıla kadar saklamakla yükümlü olacak.
  • Ticari amaçla olmasa bile toplu internet kullanım sağlayıcılar trafik bilgilerini kaydedecek.
  • Erişimin engellenmesi belli bir süre için yapılabilecek.
  • Hakim duruşma yapmadan 24 saat içinde karar verecek.
  • Hakim zorunlu olmadıkça tüm siteye erişimi engellemeyecek, sadece ilgili içeriğin URL'si engellenecek. Yine de hakim bunu yeterli görmezse gerekçe göstererek siteyi engelleyebilecek.
  • Hakim kararını birliğe gönderecek.
  • İçerik kaldırılırsa hakimin kararı hükümsüz kalacak.
  • Kurum Başkanı ve Bakan(!) hakim gibi engelleme kararı verebilecek. 

Bu Dönem

Biliyorum siz de benim kişisel postlarımdan sıkıldınız ama yapacak bir şey yok xD.
Bu dönem hakkında kısa bir post.
Bu dönem beş tane ders almaya karar verdim bakalım;
  • Data Structures (Veri Yapıları) bölüm dersim
  • Introduction to Programming Languages (Programlama Derslerine Giriş) bölüm dersim
  • Building Grammar & Speaking, İngilizce dersi
  • General Chemistry II , bölüm öncesi dersim
  • Calculus II, bölüm öncesi dersim
Kolay gelsin önümüzdeki 10 hafta bakalım ^^

Like tears in rain...


I've seen things you people wouldn't believe. Attack ships on fire off the shoulder of Orion. I watched C-beams glitter in the dark near the Tannhauser gate. All those moments will be lost in time... like tears in rain... Time to die

Şu sıralar müzikler 19/11/2013

Ah ah müzikler...

İnsan beyni çok ilginç çalışıyor. Kocaman bir data mining (veri madeni) gibi bilgileri birbirleri, verileri birbirlerine bağlıyor. Çoğu zaman okuduğunuz gibi duyularımızdan gelen veriler de o anki anılarla bağlanır. Bunu daha çok çocukluğumuzda duyduğumuz müzikleri, ezgiler, şarkıları tekrardan duyduğumuzda yaşarız. Gözümüzün önünde anılar canlanır sanki fırlayıp gerçek olacaklarmış gibi. Nostalji yaşıyorum deriz.
Evet müzikler de bu konuda çok etkili ve nedenini bilmemekle beraber bu sıralar Orta Çağ ezgilerine benzeyen müzikleri yapan Nightwish, Blind Guardian, Within Temptation dinliyorum durmaksızın. Özellikle Nightwish'in eski Tarja şarkıları veya Anette'nin söylediği şarkılar. Within Temptation da inanılmaz güzel gelmekte kulağıma şu an. Özellikle bazılarının sözleri de insanı müzikle beraber etkilemekte...

Mesela bu şarkı Within Temptation'dan Somewhere şarkısı... ... I'll find you somewhere I'll keep on trying Until my dying day I just need to know Whatever has happened The truth will free my soul ... Veya :

Within Temptation'dan gene Fire and Ice:
...
And I still wonder
Why heaven has died
The skies are all falling
I’m breathing but why?
In silence I hold on
To you and I
...

Gerçekten çok güzeller tabi bir sürü Nightwish şarkılarını da unutmayalım ^^.

Let's catch up ^^

Son yazdığımdan bu yana 8 ay geçmiş. :) Arayı kapatmak lazım :).

Bakalım bu süre zarfında ne oldu;
8 ay önce daha Kore'ye yeni gelmiştim ve daha ilk dönemimdi. Mart ayı değil mi?

Geçen dönem geldiğimde Division of General Studies*'te kayıtlıydım -ki hala oradayım ilk yılım bitene kadar-.

Toplamda ders almıştım:
-Engineering Programming I
-General Chemistry I
-Calculus I
-Korean Language I
-Music and Creativity

Açıklamaya başlayayım :)
İlk ders EP I, isminden de belli olduğu gibi mühendislik dalı öğrencileri için programlama dersi 1 olmakta. C++ ile başlayıp onunla bitirdik. Kısmen yarım olarak bir kitap bitirdik 11 haftada.
İkinci ders General Chemistry I ki gene isminden belli olduğu gibi genel kimya dersi.
Calculus'ü herkes duymuştur mühendislik okumuş. Kısaca bizde MAT101 olarak da geçebiliyor mühendislik fakültelerinde İntegral, Türev, Limit vb. alanı içeren alt matematik bölgesi ^^.
Korean Language I ise Korece dersi. Basitti ama zaman bulamadığımdan çok zihnimi veremedim aradan geçen 5-6 ay sonra ise öğrendiklerimden bir alfabe kaldı bir iki de cümle :P
Music and Creativity geçen dönem açık ara en sevdiğim dersti.
Çünkü Calculus'ü Türkiye'de de almış olmama rağmen zaten Calculus I'i lisede görmüş olan Kore'liler açık ara bir avantaja sahipti ve tüm dersler çan eğrisiyle hesaplandığından  zor sınavlarda ortalama arkasında kalmaktan düşük bir not aldım.
Music and Creativity'de de öncelikle genel müzik tarihi gördükten sonra aldığınız şubenin hocasının profesyonel enstrümanına göre bir enstrüman eğitimi alıyorsunuz. Benim hocam In Kyoung Lee'nin aleti piyano olduğundan piyano eğitimi aldım 7 hafta boyunca :).

Derslerimi verdikten sonra Seoul'e geçip bir hafta kadar etrafta dolandım daha çok telefon baktığımdan bir de bol yağmur yağdından az yer gezebildim. Sonra Türkiye'ye döndüm :).
3 ayın ardından geri Kore'ye geldim ve 2. döneme başladım.

-Engineering Programming II
-General Biology
-Advanced Programming
-English Forward

Burada sadece EP 2 ile AP'yi açıklayacağım. EP 2 de robot programlama yaptık ki zevkli olmasına rağmen final projesi uzun süre uykusuz tuttu desem doğrudur :). AP ise aslında almamam gereken bir dersti. Çünkü kendisi bölüm dersidir. Şöyle ki UNIST'te önce DGS (Division of General Studies) altında okuyorsunuz bir yıl ardından bölümlerinizi seçiyorsunuz. Fakat hocayla konuşarak erkenden bölüm dersi aldım ve çok da zevkliydi ayrıca gayet yüksek notlarla verdim :) A0 ^^.

Bacalar... Allı, yeşilli.





Lomo fotografi denemelerime devam.

İstanbul sen ne şeysin...




Lomo fotoğrafi denemelerim.

Hangi balık ne zaman yenir [Tablo]

Av yasağı 1 Eylül’de bitiyor (2013). Bu günden sonra hangi balığı ne zaman daha lezettli yiyebiliriz’in tablo yapılmış hali.

 

Türkiye ve Linux

Uzun süredir  işlerimin yoğunluğu sebebi ile Linux dünyası ile ilgili hiç yazı yazamadım. Biliyorsunuz. 2011 senesinde “Özgür Bilişim Teknolojileri sınıfı” projesini başlatıp en azından kendi adıma örnek bir proje olarak bitirdim. O gün kurduğum “Pardus Kurumsal 2″ işletim sistemleri hala ilk günkü kararlı yapısında çalışmaya devam ediyor. Pardus ile aramda kalan tek bağ (gönlümün bir yerlerinde hep bir bağ olsa da) o bilgisayar sınıfından ibaret. Birde unutmadan, Fatih Projesi sebebiyle Bilişim Teknolojileri Rehber Öğretmeni olarak çalıştığım okullarda Akıllı tahtalar açılırken “Boot Menu” de çıkan dokunmatik ekranla seçim yapılamayan “Pardus” yazısı…

Neredeyse 1 yıldır gelişmeleri de takip etmiyorum. Posta gruplarında kopan büyük tartışmalar. Topluluklarda ve yönetimde oluşan çatlaklar, kavgalar vs. açıkçası beni biraz bu konulardan soğuttu diyebilirim.

Linux Özgürlükçüdür.

Linux kullanmak veya açık kaynak kodlu bir yazılım kullanmanın altında bedava yazılım kullanmaktan çok öte bir düşünce yapısı var. Özgürlükçü, demokratik, insan haklarına saygılı ve paylaşımı seven, insanlığa hizmet etmek isteyen bir düşünce yapısı.

Sanırım bizim ülke olarak Linux ile ilgili yaşadığımız sorunlar aslında bütün bunlarla ilgili. Hayatımızdaki kavga buraya da yansıyor. Örneğin birileri Pardus’un ulusal olmasına takılırken birileri başka bir Linux versiyonunu ulusal olmadığı için kullanmayı veya desteklemeyi reddetti. Hatta işletim sisteminden vazgeçtim paket yöneticisi bize özgü olmalı mı olmamalı mı tartışmaları.

Şimdi bu tartışan insanların bir kısmı ya Linux kullanmıyor veya 2. işletim sistemi olarak kullanıyorlar.

Keşke herkes Linux Debian kullanıyor olsa.

Öncelikle Pardus 2013ü kurmadım. Kendi bilgisayarımda uzun zamandır Linux Mint kullanıyorum ve etrafımdakilerin bilgisayarlarına Linux Mint ve  Ubuntu kuruyorum.

Şimdi Pardus 2013 Debian tabanlı oldu diye ortalık yıkıldı. “kopya Linux” diyenler, neler neler…

Şimdi Pardus yönetimi, topluluk vs. bunların içinde yaşanan bütün sorunları boşverelim. Şöyle bir düşünelim;

Birisi alsa Debian Linux versiyonunu ve buna bir Pardus duvar kağıdı değişecek şekilde hazırlasa ve piyasaya sürse. Bizler de Debian kaynaklarındaki bilgilerden yararlanıp bu duvar kağıdı değişik Debian’ı kullanan insanlara yardım etsek ne olur. Bu kopya Linux’u Okullardaki bilgisayarlara kursalar, paket yönetici ile uğraşacakları enerjiyi okullarda kullanılmasının arttırılmasında harcasalar. Öğrenciler Linux ile ders işlenen sınıflarda ders alsa, Linux bilgisayar laboratuvarlarında yazılım geliştirmeyi öğrenseler, Öğretmenler Linux üzerinden sınav ve ders içerikleri hazırlasa, idareciler okulu Linux ile idare etseler…

Fazla değil 10 sene sonra 1 değil 10 tane Ulusal işletim sistemine sahip oluruz.

Başka bir açıdan ihtiyacımız olan şey bu gelişime kaynak olacak firmalar.

Bu iş dünyada kurulan vakıflar ve bu vakıflara aktarılan paralar ile yürümekte. Vestel, Casper veya herhangi bir firma bu işe gönül ve para verecek, milyonlarca insanın gönlünü alacak geleceğine yön verecek. Ama belki ticari sebeplerle ve belkide yapılan anlaşmalar verilen sözler sebebi ile kimse elini taşın altına koymuyor.

Agrasif bir yazı oldu. Hatam varsa affola, sizlerde fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim.

Son bir sözüm daha var;

Yakın bir zamanda akademik sebeplerle uzun süredir ertelediğim vatani görevimi yapmak üzere askere gideceğim. işlemleri yapmak üzere gittiğim askerlik şubesinde Pardus kullandıklarını gördüm. Askeriyenin Pardus kullanımı ile ilgili olarak izlenimlerimi de ilerki yazılarımda aktarmayı düşünüyorum.